Devlet, yalnızca kurumlar ve binalar bütünü değil; adalet, liyakat ve kurallar üzerine inşa edilmiş soyut ama sarsılmaz bir iradedir. Bu iradenin yeryüzündeki yansıması ise yasalar ve bu yasaları uygulamakla, onlara uymakla mükellef olan yöneticilerdir. Bir toplumun medeniyet seviyesi, sıradan vatandaşın kurallara ne kadar uyduğuyla değil; gücü elinde bulunduranların kurallara ne kadar tabi olduğuyla ölçülür. Bu bağlamda, seçilmiş başbakanların, bakanların, milletvekillerinin ve atanmış üst düzey bürokratların omuzlarında sıradan bir vatandaşınkinden çok daha ağır bir yük bulunmaktadır: Topluma her koşulda örnek olma sorumluluğu.
Erdemli ve Şerefli Bir Karakterin Temsili
Devlet adamlığı, yalnızca bir makamı işgal etmek veya belirli bir gücü elinde tutmak değildir. Devlet adamlığı; erdemli, şerefli, nefsine hakim ve her adımında millete karşı taşıdığı sorumluluğun bilincinde olan bir karakter gerektirir. Bir milletvekili veya bürokrat, topluma yön veren bir pusula gibidir. Eğer pusula şaşarsa, geminin doğru rotada ilerlemesi beklenemez. Seçilmişler ve atanmışlar, gücün geçici, devletin ve ahlakın ise kalıcı olduğunu bilerek hareket etmek zorundadır. Yüce meclislerde kanun yapıcı konumunda olanların, sokağa çıktıklarında kanun bozucu gibi davranması, toplumsal sözleşmeye vurulabilecek en büyük darbedir.
Kurallara Uyum: Trafik ve Güvenlik Güçleriyle İlişkiler
Devlet otoritesine saygı, gündelik yaşamın en basit ayrıntılarında kendini gösterir. Bunların başında da trafik kuralları ve devletin güvenlik güçleriyle olan ilişkiler gelir. Bir milletvekilinin, bakanın veya bürokratın; trafikte kırmızı ışıkta beklemesi, hız sınırlarına riayet etmesi ve kurallara uyması, vatandaşa verilecek en büyük eğitimdir. "Benim acelem var" veya "Benim dokunulmazlığım var" anlayışıyla kuralların çiğnenmesi, sıradan vatandaşta adalete ve devlete olan inancı zedeler.
Daha da önemlisi, devletin güvenliğini sağlamakla görevli polis, jandarma veya diğer kolluk kuvvetleriyle kurulan diyalogdur. Güvenlik güçleri, o an orada şahıslarını değil, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti devletini ve yasalarını temsil etmektedirler. Devletin en üst kademesindeki bir yetkilinin, sokaktaki bir polis memuruna saygı göstermesi, aslında devlete ve hukuka gösterdiği saygının ta kendisidir.
Görevini Yapan Memurun Hakkını Savunmak
Son derece tehlikeli ve ne yazık ki zaman zaman karşılaşılan bir diğer durum ise; gücü elinde bulunduran kişilerin, kişisel çıkarları veya incinmiş egoları uğruna, sadece görevini ifa eden devlet memurlarını hedef almasıdır. Bir milletvekiline veya bürokrata kural ihlali yaptığı için ceza yazan bir trafik polisinin ya da kimlik soran bir güvenlik görevlisinin, mesleki kazanımlarının engellenmesi, sürülmesi veya haksız bir tutuma maruz bırakılması asla kabul edilemez.
Böyle bir durum, devlet adamı vakarına yakışmadığı gibi, adalet duygusunun da içini boşaltır. Kendi koyduğu yasayı uygulayan memuru cezalandıran bir sistem, kendi kendini inkar ediyor demektir. Gerçek ve erdemli bir devlet adamı, kendisine kuralları hatırlatan, ayrıcalık tanımayan memura öfkelenmek yerine; görevini layıkıyla ve korkusuzca yaptığı için onu tebrik etme erdemini gösterebilen kişidir.
Sonuç
Milletin iradesini temsil eden başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri ve devletin çarklarını döndüren bürokratlar, imtiyaz sahibi bir zümre değil, hizmetkar birer öncüdür. Toplumsal kurallar ve yasalara uyum, yukarıdan aşağıya doğru bir dalga gibi yayılır. Yöneticilerin kuralları eğip bükmeden uyguladığı, güvenlik güçlerine destek olup onların görevlerini hakkıyla yapmalarına imkan tanıdığı bir ülkede, vatandaşlar da devlete ve yasalara aynı saygıyla bağlanır. Unutulmamalıdır ki; en büyük güç, kuralları ihlal edebilme gücü değil, o güce sahipken bile sıradan bir vatandaş gibi kurallara boyun eğebilme erdemidir.
Kaynak: Haber Oku